Siyasetin bugün geldiği noktada insanların en çok yorulduğu şeylerden biri artık samimiyetsizliktir.

Özellikle yeni kurulan siyasi partilerde, derneklerde ve çeşitli yapılarda maalesef aynı tabloyu tekrar tekrar görüyoruz. Liyakat konuşuluyor ama uygulanmıyor. Emek anlatılıyor ama ödüllendirilmiyor. Çalışan değil, birilerinin adamı olan ön plana çıkarılıyor.

Bir bakıyorsunuz; hayatında sahaya inmemiş, bir vatandaşın derdini dinlememiş, tek bir proje üretmemiş insanlar sırf “çavuş ilişkileri” sayesinde koltuk sahibi olmuş. Sonra da sosyal medyada nutuk üstüne nutuk atıyorlar. Fotoğraf paylaşmayı siyaset sanıyorlar. Oysa siyaset paylaşım yapmak değil, yük almaktır. Siyaset süslü cümle kurmak değil, milletin derdine omuz vermektir.

Bugün birçok yapının büyüyememesinin en büyük sebebi işte bu anlayıştır. İlk başta çevre ilişkileriyle, dost ahbap düzeniyle bir yere kadar gidilir. Ama ondan sonrası gelmez. Çünkü halk artık bakıyor. Kim çalışıyor, kim sadece konuşuyor, bunu çok net görüyor.

Sırtını genel merkeze yaslayıp oturduğu yerden “iktidara yürüyoruz” diyenler önce aynaya bakmalı. Bir siyasi parti gerçekten iktidara talipse bunu lafla değil, teşkilatıyla gösterir. Yönetimiyle gösterir. Sahadaki varlığıyla gösterir. Kapı kapı dolaşan gençlik kollarıyla, gece gündüz çalışan kadın kollarıyla, her ilçede aktif teşkilatıyla gösterir.

Bugün birçok yerde bırakın tam teşkilatlanmayı, daha mahalle temsilcisi bile olmayan yapılar var. Kadın kolları kâğıt üstünde duruyor. Gençlik kolları sadece isimden ibaret. İlçelerde tabela var ama hareket yok. Sonra çıkıp “iktidarın ortağıyız”, “iktidara adayız” deniliyor.

Kusura bakılmasın ama millet artık boş slogan yemiyor.

İktidar olmak isteyen bir yapı önce kendi içinde disiplini sağlayacak. Liyakati esas alacak. İş yapacak insanı göreve getirecek. Koltuk doldurmak için değil, yük taşımak için kadro kuracak. Çünkü siyaset sosyal medya paylaşımıyla değil, sahadaki alın teriyle büyür.

Bugün vatandaşın beklentisi çok net: Çalışan insan görmek istiyor. Proje görmek istiyor. Samimiyet görmek istiyor. Eğer bir siyasi hareket hâlâ kendi içinde bu düzeni kuramamışsa, hâlâ üç beş kişinin çevresinde dönüyorsa, hâlâ “bizden olsun da nasıl olursa olsun” mantığıyla hareket ediyorsa önce dönüp kendine şu soruyu sormalıdır:

“Biz nerede yanlış yapıyoruz?”

Çünkü bu millet artık makam sevdalılarını değil, memleket sevdalılarını görmek istiyor.