Yardımcıoğlu, “Uzun süredir S-400 krizinden Halk Bank konusuna kadar pek çok başlıkta sıkıntı ve depresyonların halının altına süpürüldüğü bir realitedir.ABD’de yeni başkanla birlikte başlayan dönemde karar alma süreçlerinde kurumların ağırlığının artacağının görünür hale geleceğini ve Türkiye’nin siyasetini ve diplomasisini bu yeni döneme uyarlamak zorunda kalması gibi bir durumla karşı karşıya olduğunu düşünüyoruz” dedi.

BBP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mahmut Yardımcıoğlu, Türkiye’nin ekonomi başta olmak üzere, içinde bulunduğu zorlu durumdan kurtulmak için ülkelerarası yürütmesi gereken siyasete ilişkin çözüm önerilerinde bulundu.

Yardımcıoğlu, “Rusya’dan satın aldığı S-400 füze savunma sistemi, Halk Bank davası, Suriye’de ABD ve PYD işbirliği, Fethullah Gülen’in iadesi, Türk-Amerikan ilişkilerini zorlu bir rotaya yerleştiren konu başlıkları arasındaki yerini korumaktadır. Türkiye’nin yalnızca Dışişleri Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı (Pentagon) gibi resmi kurumlar nezdinde değil; ABD siyaseti üzerinde dolaylı olarak ve gayet etkili olan medya ve düşünce kuruluşları özelinde de diplomasi yürüterek yeni döneme hazırlanması gerektiği kanaatindeyiz” şeklinde konuştu.

“MAKUL VE MANTIKLI DAVRANILMAYA HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK İHTİYAÇ VAR”

Amerika’nın, yeni dönemde daha kurumsal ve öngörülebilir bir yönetim düzenine kavuşacağını ifade eden Yardımcıoğlu, Türkiye’nin Washington’da çok taraflı ve çok aktörlü bir diplomasi yürütmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Birleşik Arap Emirlikleri gibi Türkiye’nin rakibi olan ülkeler oyunu bu şekilde oynamaktadırlar. Türkiye’nin de benzer şekilde nüfuz elde etmek istiyorsa bu oyunda geri kalmaması çok elzemdir. Türkiye’nin yeni döneme hazırlanmasının böyle bir süreçle daha mümkün ve daha etkili bir ülke konumuna geleceğini düşünüyorum. Bu ekonomimiz için rasyonel bir adım olacaktır. Ülkenin içinde bulunduğu sıkıntılı bu süreçte rasyonel, makul ve mantıklı davranılmaya her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır.”

“RASYONEL TUTUMUN DIŞ POLİTİKAYI ETKİSİNİ GÖRMEK GEREK”

Ülke ekonomisindeki durumun vahametinin yeni anlaşılmasının neticesinde gelişmelere bir reaksiyon olarak bakmanın önemine değinen Prof. Dr. Yardımcıoğlu, “Ekonomi tarafındaki rasyonel tutumun dış politikayı nasıl etkileyeceğini de görmek lazımdır. Türk ekonomisi kısa vadede bir ivme kazanacaksa eğer; bunu sadece para politikası, mali politika ve merkez bankasının artan güvenilirliği üzerinden yapmak çok elzemdir ama yeterli değildir. Burada önemli olan, Türkiye’nin içerde insanlara güven sağlayacak ekonomik ve finansal reformlar yapmasıdır. Bunun başında yapısal reformlar diye başlıklandırdığımız bir dizi insanca yaşamanın gerekliliğine ilişkin konular gelmektedir.

Türkiye’nin asıl yatırım aldığı ve dış ticaret yaptığı ekonomik kutuplarla yani Avrupa Birliği ve ABD ile dış siyasetini daha az ihtilaflı hale getirmesi lazım. Türkiye’ye yabancı yatırımcı çekebilmek adına da bu gereklidir ve zarurettir” ifadelerine yer verdi.

“TÜRKİYE MENFAATLERİNİ MÜTTEFİK KAZANDIRABİLECEK BİR ÜSLUPLA KORUMALIDIR!”

Türkiye’nin menfaatlerini korumaya ve ulusal güvenliğini sağlamaya devam etmesinin elzem olduğunu vurgulayan Yardımcıoğlu, bundan taviz vermenin söz konusu hatta düşünce konusu bile olamayacağını aktardı. Yardımcıoğlu, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Ama Türkiye’nin bunu, kendisine müttefik kazandırabilecek bir üslupla ve müttefiklik ilişkisini güçlendirecek çok taraflı bir bakış açısıyla yapması ekonomi noktasında da çok faydalı olacaktır. Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 füze savunma sistemleri sebebiyle, kısa adıyla CAATSA olarak bilinen, ABD’nin Hasımlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası kapsamında uygulanacak yaptırımlar, Başkan Trump döneminde devreye girmemişti. Yeni dönemle birlikte maalesef ki CAATSA yaptırımları riski daha yüksektir. Biz, yeni ABD yönetiminin Türkiye’yi tamamen kaybedecek ya da Türkiye’yi Batı ittifakında çok daha zor bir yere sürükleyecek ya da Rusya’ya itecek bir politikaya imza atmak istemeyeceğini düşünmek istiyoruz. Bunun gerekçesi de yeni dönemde aklın ve kurumların ve kurumsallığın egemen olacağına ilişkin kanaatimizdir.”

“BİDEN, DIŞ POLİTİKAYA YABANCI BİR AKTÖR DEĞİLDİR!”

Açıklamasında, Türkiye’nin Amerika ile olan ilişkilerine de yer veren Yardımcıoğlu, şunları kaydetti: “ABD siyasetinde her zaman seçim dönemlerinde çok ilginç şeyler konuşulur ama yeni yönetimde patron olan kişinin, Beyaz Saray’dan içeri girdiğinde seçim kampanyası döneminde verdiği taahhütlerden daha farklı bir profile yönelmesi icap edecektir. Amerika gibi bir süper gücün başkanlığına gelmiş olan kişi olarak, dünyadaki siyasi gerçekleri ve jeopolitik dengeleri daha gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirmek durumunda kalacağı muhakkaktır. Ve yeni patron dış politikaya yabancı bir aktör değildir. Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanlığı yapmış olan ve Obama döneminde Başkan Yardımcısı olarak milli güvenlik portföyüne de katkıda bulunmuş olan ve Türkiye’nin bölgesindeki ağırlığını da iyi bilen bir politikacıdır. Ve tüm bunlar verilecek her kararda Türkiye'nin ağırlığını etkileyecektir. Türkiye de bu gerçekleri bilerek ve öngörerek karar ve düşünce mekanizmaları çalıştırmak ve üretmek durumundadır. Trump gibi bir telefonla karar değiştiren bir lider yerine; karşısında diyalog kanalları açık, anlaşsanız da anlaşmasanız da en azından bu müzakereyi kurumlar üzerinden de yapabileceğiniz daha olgun bir yönetim olacak bundan sonra karşımızda.”

“AMERİKA, AMACINA ULAŞMAK İÇİN BÖLGEDEKİ ORTAKLARIYLA BİRLİKTE HAREKET EDECEKTİR”

Amerika’nın stratejik dikkatinin Doğu Asya’ya evrilmesinin Türkiye açısından bir fırsat olabileceğine dikkat çeken BBP Genel Başkan Yardımcısı Yardımcıoğlu, bu bölgede Amerika ile Türkiye’nin ortak menfaatlerinin olduğu alanlarda birlikte hareket etmesinin kolaylaşabileceğini söyledi. Yardımcıoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Amerika’nın amacına ulaşması için bölgedeki ortaklarıyla birlikte hareket etmesi gerekecektir ve kendi gücünü ve siyasi sermayesini eskiden olduğu kadar bu bölgeye odaklamaktan uzak tutacaktır kanısındayız. Bugün Amerika’nın son derece kutuplaştığı göz önüne alındığında, hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçilerin birlikte destek verdiği politika alanları çok azdır. Ve bunun istisnası Çin’dir. Hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler tarafından Çin tehdit olarak görülmekte ve Amerika’nın Çin’in yükselişini kontrol altına alabilme politikası hızını artırarak devam edecektir.”

“TÜRKİYE ÇİN’DEN SERMAYE BEKLENTİSİ OLAN BİR ÜLKEDİR”

Türkiye’nin yeni dönemde Çin ile olan ilişkilerini gözden geçirmeye ihtiyacı olduğunu söyleyen Yardımcıoğlu, son olarak şunları kaydetti: “Türkiye Çin’den sermaye beklentisi olan bir ülkedir, Çin’in bazı projelere yatırım yapması Türkiye tarafından beklenmektedir ve sırf bu konulardan dolayı Uygur Bölgesindeki Türk çocukları için yüksek sesle tepki çıkmamıştır ülkemiz yöneticileri tarafından. Ve sadece cılız çağrışımlarla geçiştirilmeye çalışılmıştır bu konu. Sırf Çin parası ülkeye gelebilir ümidiyle düşünülmüştür bu durum. Ama diğer yandan NATO’daki stratejik ortağı Amerika’nın da böyle bir beklentisi ortaya çıkacaktır zamanla. Türkiye’nin bunu bir dengede götürebilmesi ve Amerika ile ilişkileri bozmadan, diğer yandan Çin’den de alabileceği faydayı sağlayarak bir yol çizmesi mümkün olacak mı olmayacak mı bunu da zamanla göreceğiz. Umarım ki değsin bu beklemeye ve beklentiye.”