<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Maraş Haber, Maraş Pusula Haber, Pusula Haber</title>
    <link>https://www.maraspusula.com</link>
    <description>Maraş Haberleri, Kahramanmaraş Haberleri, Son dakika Maraş Haberleri, Son dakika gelişmeler, sıcak haberler ve Maraş'ın nabzını "Maraş Pusula" ile anbean takip edin!</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.maraspusula.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2021. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 18 Apr 2026 17:20:50 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Bağışıklık sistemi değişti! Kadınlar daha çok hissediyor]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/bagisiklik-sistemi-degisti-kadinlar-daha-cok-hissediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/bagisiklik-sistemi-degisti-kadinlar-daha-cok-hissediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeni araştırmalar kadın ve erkeklerin ağrıyı yalnızca farklı hissetmediğini, bu süreci biyolojik olarak tamamen farklı deneyimlediğini ortaya koydu. Bağışıklık sistemi kaynaklı spesifik bir proteinin, ağrının süresini belirleyen kritik faktör olabileceğine işaret ediyor. Uzmanlar, bu farkın psikolojik bir eşikten ziyade tamamen nörobiyolojik, hormonal ve immünolojik farklılıkların doğal bir sonucu olduğunu vurguluyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Science Immunology Dergisi'nde yayımlanan 'Monocyte-derived IL-10 drives sex differences in pain duration' başlıklı yazıda enfeksiyon sonrası gelişen ağrının cinsiyetler arasındaki süre farkı fareler üzerinden inceledi. Araştırmaya göre ağrı kontrolünde etkili olan, vücudumuzun bağışıklık hücreleri tarafından üretilen, sitokin olarak bilinen özel bir protein türü olan IL-10'un, erkeklerde daha yüksek olduğu kanıtlandı. Bu protein, ağrının hafiflemesinde hayati bir öneme sahip.</p>

<p><strong>Kadın hastaların rehabilitasyon süreci daha hassas planlanmalı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ağrının oluşum mekanizmasının karmaşık bir süreç ve hekimliğin ağrı dindirme sanatı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Göçmen, yıllarca kadın hastaların kronik ağrı şikayetlerinin klinik ortamlarda yeterince ciddiye alınmadığını ya da hastanın duygusal durumlarıyla açıklandığını hatırlatarak, 'Ancak bu yeni araştırmaya göre ortada somut bir bağışıklık sistemi farkı var. Kadınların ağrısı daha uzun sürüyor çünkü vücutları o ağrıyı kapatacak biyolojik mekanizmaya erkekler kadar kolay erişemiyor. Bu bulgular, kadın hastalarımızda ameliyat sonrası rehabilitasyon süreçlerini çok daha hassas planlamamız gerektiğini gösteriyor' açıklamasında bulundu.</p>

<p><img height="505" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/04/18/ekran-goruntusu-2026-04-18-103917-1776497965-21-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>Kadınlarda ağrıyı dindiren alarm daha geç devreye giriyor</strong></p>

<p>Vücudumuzdaki yaralanma sonrası oluşan ağrıyı dindirmek için bağışıklık sisteminin bir noktada dur alarmı vermesi gerekiyor. Prof. Dr. Selçuk Göçmen, erkeklerdeki hormonların bu sinyali veren IL-10 proteinini artırdığını belirterek, 'Erkeklerdeki hormonal destek, ağrıyı durduran doğal bir mekanizmayı tetikliyor. Kadınlarda ise bu destek daha zayıf olduğu için ağrı sinyali daha uzun süre açık kalıyor' diye konuştu.</p>

<p><strong>Kişiselleştirilmiş tedavi yöntemleri yeni standart olacak</strong></p>

<p>Son yıllarda araştırmacıların 'tek tip ağrı tedavisi' yaklaşımının hatalı olduğunu vurgulayarak cinsiyete özgü ağrı mekanizmalarını, hormon döngüsüne göre hazırlanan tedavi planlarını, bağışıklık sistemi temelli ağrı kontrolünü ve kişiselleştirilmiş analjezi yöntemlerini kapsayan yeni bir yaklaşımı savunduklarının altını çizen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, 'Bilimsel çalışmalar, kadınların ağrıyı daha yoğun hissetmekten ziyade, biyolojik olarak farklı işleyen bir sinir-bağışıklık sistemi nedeniyle bu süreci daha uzun yaşadığını ortaya koyuyor. Uzmanlara göre bu önemli bulgu, ağrı tedavisinde cinsiyete özel yaklaşımların gerekliliğini net bir şekilde gündeme taşımak anlamına geliyor. Sonuç olarak kadınların ağrıyı daha uzun süreli tecrübe etmesi psikolojik veya kültürel bir durum değil, tamamen nöro-hormonal bir gerçeklik' açıklamasında bulundu.</p>

<p>Prof. Dr. Göçmen, 'Hastanın sadece şikayetine değil, biyolojik kimliğine de odaklanan kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin önümüzdeki dönemde standart hale geleceğine inanıyorum' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/bagisiklik-sistemi-degisti-kadinlar-daha-cok-hissediyor</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/04/bagisiklik-sistemi-degisti-kadinlar-daha-cok-hissediyor.webp" type="image/jpeg" length="90360"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Psikiyatride geleceğin yol haritası belirlendi]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/psikiyatride-gelecegin-yol-haritasi-belirlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/psikiyatride-gelecegin-yol-haritasi-belirlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'nın Belek turizm merkezinde 15-18 Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlenen '17. Uluslararası Psikofarmakoloji ve Çocuk-Ergen Psikofarmakolojisi / Psikoterapi Kongresi', bilim dünyasında bıraktığı güçlü izlerle tamamlandı. Psikofarmakoloji Derneği'nin (PD) ev sahipliğinde, 'Tedavi Direncinin Üstesinden Gelmek' ana temasıyla gerçekleştirilen Kongre hem içerik zenginliği hem de uluslararası katılımıyla dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatri alanında Türkiye'nin en önemli bilimsel buluşmalarından biri olarak gösterilen kongrede; biyolojik psikiyatri, sinirbilim ve psikiyatrik nörogörüntüleme başta olmak üzere güncel gelişmeler masaya yatırıldı. Farklı ülkelerden gelen bilim insanları ile Türkiye'den genç hekimleri bir araya getiren organizasyon, bilgi paylaşımının yanı sıra güçlü bir akademik etkileşim ortamı sundu.</p>

<p>Türk Psikofarmakoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Kemal Sayar, kongrenin ardından yaptığı değerlendirmede organizasyonun ulaştığı seviyeye dikkat çekerek, 'Uluslararası Psikofarmakoloji Kongresi, ülkemizin en önemli psikiyatri buluşmalarından biri olmayı sürdürüyor. Bu yıl da yurt dışından yaklaşık 50 bilim insanını ve Türkiye'den bine yakın katılımcıyı ağırladık. Her yıl çıtayı daha yukarı taşıyarak, dünyadaki güncel gelişmeleri meslektaşlarımızla buluşturuyoruz. Genç hekimlerimizin, alanında öncü isimlerle doğrudan temas kurması bizim için son derece kıymetli. Ayrıca 200'ün üzerinde katılımcıya burs sağlayarak ve 200 asistanımıza ücretsiz katılım imkânı sunarak bilimsel erişimi genişletmeye devam ediyoruz. Burası aynı zamanda bilginin üretildiği ve paylaşıldığı bir bilim platformudur' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Kongrenin Onursal Başkanı Prof. Dr. Mesut Çetin de özellikle gençlerin alanında uzman bilim insanlarıyla temasa geçmesi, sorular sorarak bilgi alışverişinde bulunmuş olması yönüyle çok verimli geçtiğini belirtirken, 'Ortaklaşa çalışmalarda yer alabilmeleri de önemli. Kongre kapsamında tüm sunumlar anında tercüme edildi. Katılımcılar kendi dilinde soru sorabildiler, bu da iletişim ve etkileşimi kuvvetlendirdi' diye konuştu.</p>

<p>Kongre Başkanı Doç. Dr. Ayşe Sakallı Kani ise organizasyonun bilimsel derinliğine ve etkileşim gücüne vurgu yaptı. Kani, '2005 yılından bu yana düzenlediğimiz kongremizin 17'ncisini bu yıl büyük bir başarıyla gerçekleştirdik. 10 farklı ülkeden yabancı konuşmacı, 280'in üzerinde bilim insanı ve 650'ye yakın katılımcıyla son derece canlı, zengin ve doyurucu bir bilimsel ortam oluştu. Kongremiz yalnızca bilgi paylaşımı değil, aynı zamanda kültürlerarası etkileşim açısından da önemli bir platform sunuyor. Yapay zekâ destekli yeni tedavi algoritmaları ve kişiye özgü tedavi yaklaşımları bu yılın öne çıkan başlıkları arasında yer aldı' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kongrenin Eş Başkanı Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Doç. Dr. Alperen Bıkmazer de yoğun ilginin bilimsel kaliteyi yansıttığını belirterek, 'Kongremize hem yurt içinden hem de yurt dışından çok sayıda bildiri ve panel başvurusu geldi. Bu yoğunluk, kongremizin bilimsel derinliğinin ve uluslararası niteliğinin güçlü bir göstergesidir. Türkiye'de düzenlenen kongreler arasında en fazla uluslararası konuşmacıya ev sahipliği yapan organizasyonlardan biri olmanın gururunu yaşıyoruz. Özellikle genç meslektaşlarımıza sağladığımız burslar, yabancı konuşmacılarla kurulan temas ve oluşturulan akademik ağlar, onların mesleki gelişimine önemli katkılar sağlayacaktır' diye konuştu.</p>

<p>Hasan Eker yönetimindeki Burkon tarafından organize edilen ve Bilimsel oturumların yanı sıra anlık çeviri imkânı sayesinde katılımcıların kendi dillerinde iletişim kurabildiği kongre, disiplinler arası yaklaşımı ve kapsayıcı yapısıyla öne çıktı. Genç araştırmacıların uluslararası bilim insanlarıyla bir araya gelerek ortak projelere zemin hazırladığı organizasyon, psikofarmakoloji alanında yeni iş birliklerinin kapısını araladı.</p>

<p>Yoğun katılım, güçlü akademik içerik ve uluslararası etkileşimle tamamlanan kongre, psikiyatri alanında hem Türkiye'nin hem de bölgenin en önemli bilimsel platformlarından biri olma niteliğini bir kez daha pekiştirdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/psikiyatride-gelecegin-yol-haritasi-belirlendi</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Apr 2026 10:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/04/psikiyatride-gelecegin-yol-haritasi-belirlendi.webp" type="image/jpeg" length="22899"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmandan kalp sağlığı uyarısı: Riskler erken yaşta başlıyor]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/uzmandan-kalp-sagligi-uyarisi-riskler-erken-yasta-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/uzmandan-kalp-sagligi-uyarisi-riskler-erken-yasta-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dünyada 19,2 milyon kişi kalp ve damar hastalıkları nedeniyle hayatını kaybediyor. Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, kalp ve damar hastalıklarının genetik ve yaşam tarzı faktörlerinin birleşimiyle ortaya çıktığını belirterek, 'Önlenebilir riskleri kontrol etmek hayat kurtarır' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Gündüz, kalp ve damar hastalıklarının yalnızca yaşlılıkla ortaya çıkan bir sorun olmadığını, risk faktörlerinin çok erken yaşlarda şekillendiğini söyledi. Gündüz, yüksek tansiyon, kötü kolesterol (LDL) yüksekliği, sigara kullanımı, diyabet, obezite, hareketsiz yaşam ve kronik stresin değiştirilebilir risk faktörleri olduğunu, yaş, cinsiyet ve aile öyküsünün ise değiştirilemeyen riskler arasında yer aldığını ifade etti. Erkeklerde riskin genellikle 45 yaş sonrası, kadınlarda ise menopozla birlikte arttığını belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastalığın temellerinin gençlik yıllarında atıldığını vurgulayan Gündüz, sigara, sağlıksız beslenme ve genetik yatkınlığın erken dönemde; orta yaşta tansiyon ve kolesterol yüksekliğinin; ileri yaşta ise kronik hastalıkların daha belirgin hale geldiğini söyledi.</p>

<p>Kalp hastalıklarında erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirten Gündüz, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, aşırı yorgunluk, çabuk yorulma, mide rahatsızlığı gibi belirtilerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Dünya genelinde kardiyovasküler hastalıkların artış eğiliminde olduğunu aktaran Gündüz, her yıl milyonlarca kişinin bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini, Türkiye'de ise ölümlerin yaklaşık yüzde 36'sının dolaşım sistemi hastalıklarından kaynaklandığını hatırlattı. Korunmanın yaşam tarzı değişiklikleriyle mümkün olduğunu vurgulayan Gündüz, Akdeniz tipi beslenme, tuz tüketiminin azaltılması, düzenli egzersiz, sigaranın bırakılması ve ideal kilo kontrolünün kalp sağlığı açısından kritik olduğunu söyledi.</p>

<p>Hipertansiyonun çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğine dikkat çeken Gündüz, kontrolsüz yüksek tansiyonun kalp kasını zorladığını, damar yapısını bozarak kalp krizi ve inme riskini artırdığını belirtti. Ayrıca kilo kaybının tansiyon üzerinde doğrudan olumlu etki yaptığını ve ilaç tedavisinin doktor önerisi olmadan bırakılmaması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Gündüz, kalp sağlığının korunmasının tek bir önlemle değil, uzun vadeli bir yaşam disipliniyle mümkün olduğunu ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/uzmandan-kalp-sagligi-uyarisi-riskler-erken-yasta-basliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 21:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/04/uzmandan-kalp-sagligi-uyarisi-riskler-erken-yasta-basliyor.webp" type="image/jpeg" length="99217"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bilim insanlarından döllenmeye dair yeni açıklama]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/bilim-insanlarindan-dollenmeye-dair-yeni-aciklama</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/bilim-insanlarindan-dollenmeye-dair-yeni-aciklama" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre döllenme süreci, 'en hızlı spermin kazanması' şeklinde değil, yumurtanın biyokimyasal uyum gösterdiği spermi seçmesiyle gerçekleşiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tüp bebek uzmanı Op. Dr. Betül Kalay, döllenme sürecine ilişkin yaygın bilinen 'spermlerin yumurtaya doğru yarıştığı ve en hızlı olanın döllendiği' anlatısının bilimsel olarak eksik olduğunu belirtti. Kalay, Stockholm Üniversitesi ve Manchester Üniversitesi tarafından yapılan araştırmalara atıfta bulunarak, yumurtanın pasif bir yapı olmadığını, aksine seçici bir rol üstlendiğini ifade etti.</p>

<p>Açıklamaya göre yumurtalar, 'kemoatraktan' adı verilen kimyasal sinyaller salgılayarak genetik açıdan daha uyumlu spermleri yönlendiriyor. Bu durumun, döllenmenin yalnızca hızla değil biyokimyasal uyumla gerçekleşen bir seçim süreci olduğunu ortaya koyduğu belirtildi. Kalay, yumurtaların farklı spermler arasında seçim yapabildiğini ve uygun spermin yumurtaya ulaştığı anda diğer spermlerin girişini engelleyen bir mekanizmanın devreye girdiğini aktardı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Proceedings of the Royal Society B dergisinde yayımlanan çalışmaya göre, bu sürecin 'gizli dişi seçimi' mekanizmasıyla yürüdüğü ve insan döllenmesinin yalnızca bir yarış değil, karmaşık bir biyolojik uyum süreci olduğu vurgulandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/bilim-insanlarindan-dollenmeye-dair-yeni-aciklama</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 22:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/04/bilim-insanlarindan-dollenmeye-dair-yeni-aciklama.webp" type="image/jpeg" length="61644"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıklı yaşam hayat kurtarıyor]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/saglikli-yasam-hayat-kurtariyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/saglikli-yasam-hayat-kurtariyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında düzenlenen toplantıda uzmanlar, kanserin büyük ölçüde önlenebilir olduğuna dikkat çekerek erken teşhis, sağlıklı yaşam ve düzenli taramaların hayati önem taşıdığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Kanser Derneği, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası dolayısıyla bir basın toplantısı düzenledi. Dernek binasında gerçekleştirilen toplantıda uzmanlar ve katılımcılar, kanserle mücadelede farkındalığın artırılması gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Toplantıda konuşan Burak Duruman, dünya genelinde her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konulduğunu ve 9,7 milyon kişinin bu hastalık nedeniyle hayatını kaybettiğini belirtti. Kanserin yalnızca tedavi edilmesi gereken bir hastalık olmadığını ifade eden Duruman, 'Bilimsel veriler, kanserlerin yaklaşık yüzde 90'ının çevresel ve yaşam tarzı faktörleriyle ilişkili olduğunu gösteriyor. Vakaların yüzde 30-50'si ise sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla önlenebilir' dedi.</p>

<p>Duruman, erken teşhisin tedavi başarısını önemli ölçüde artırdığını vurgulayarak, dernek tarafından sunulan ücretsiz tarama hizmetlerinden vatandaşların yararlanması çağrısında bulundu.</p>

<p>Onkoloji Uzmanı Esat Namal ise kanserden korunmada yaşam tarzının belirleyici rolüne dikkat çekti. Sigara kullanımından uzak durulması, dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve kilo kontrolünün önemine değinen Namal, obezitenin önemli bir risk faktörü haline geldiğini söyledi. Namal, 'Kanser erken evrede tespit edildiğinde tamamen tedavi edilebilir. Bu nedenle düzenli taramalar ihmal edilmemeli' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Psikoonkolog Ceren Camadan, kanserin yalnızca fiziksel değil, psikolojik boyutunun da bulunduğunu belirterek, taramaların 'kötü sonuç çıkabilir' kaygısıyla ertelenmemesi gerektiğini söyledi. Camadan, 'Erken teşhis bir seçenek değil, yaşam fırsatıdır' dedi.</p>

<p>Diyetisyen Yasemin Güzel ise sağlıklı beslenmenin hem kanserden korunmada hem de tedavi sürecinde önemli bir rol oynadığını ifade etti. Lif ve antioksidan açısından zengin, dengeli beslenmenin önemine dikkat çeken Güzel, 'Mucize bir besin yok; önemli olan sürdürülebilir ve bilimsel bir beslenme düzenidir' diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplantıya katılan sanatçı Betül Demir de erken teşhisin önemine vurgu yaparak, 'Kanserden değil, geç kalmaktan korkmalıyız' sözleriyle toplumsal farkındalık çağrısında bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/saglikli-yasam-hayat-kurtariyor</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/04/saglikli-yasam-hayat-kurtariyor.webp" type="image/jpeg" length="21148"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bel sağlığını korumak için yapılması gerekenler]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/bel-sagligini-korumak-icin-yapilmasi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/bel-sagligini-korumak-icin-yapilmasi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç.Dr.Ahmet İnanır, bel ağrılarının nedenlerini ve korunma yollarını açıkladı. Ağrının bir belirti olduğunu, asıl tedavinin nedenini ortadan kaldırmak olduğunu belirten Doç. Dr. İnanır, fazla kilo, yanlış duruş ve stresin bel sorunlarına yol açabileceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların çoğu hayatının herhangi bir döneminde mutlak surette bir defa da olsa bel ağrısı yaşar.</p>

<p>Peki bel sağlığını korumak ve gelecek yıllarda gelişebilecek bel ağrılarından kurtulmak için yapılabileceklerle ilgili Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç.Dr.Ahmet İnanır önemli bilgiler verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BEL AĞRILARI NEDEN OLUR ?</strong></p>

<p>Ağrı bir bulgudur. Hastalık değildir. Tedavi edilmesi gereken şey de ağrı değil; ağrının asıl nedeni olan hastalığın ortadan kaldırılması veya arızanın tamir edilmesidir.</p>

<p>6 haftadan kısa süreli var olan ağrılara Akut Bel Ağrısı denir. Belirli bir aktivite veya travma sonrası gelişebileceği gibi, travmasızda olabilir. Genellikle ağrı, kendiliğinden azalır veya tamamen geçebilir. Bir defa ciddi bel ağrısı yaşayan insanların yaklaşık yüzde 30'u tekrar bir atak geçirebilir. Ancak kontrol ve bakım altında olur ise bu tekrarlama riski en aza indirilebilir. Üç aydan uzun süreli varlığını devam ettiren bel ağrılarına ise Kronik Bel Ağrısı adı verilmektedir. Var olan doku bozukluğu, ortamdaki sinir uçlarını etkileyerek ağrı ortaya çıkarır. En çok gördüğümüz şey ise akut ağrı döneminde kolayca halledebileceğimiz hastalıkların ehil olmayan ellerdeoyalanarak kronik hale gelmesidir.</p>

<p><img height="999" src="https://www.igfhaber.com/static/2025/02/17/doc-dr-ahmet-inanir-1739796835-416-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>BEL AĞRILARINI TETİKLEYEN SEBEPLER NELERDİR ?</strong></p>

<p>Gerçek bir tedavi yapabilmek için gerçek ağrı kaynakları ciddi bir uzman hekim muayenesi ve tetkiklerle araştırılmalıdır. Fazla kilolu olmak, fıtık yapacak kadar veya bel yapılarını zorlayacak kadar ağır kaldırma, eğilerek çalışıyor olmak, uzun süreli oturmak veya otururken öne eğilerek iş yapmak veya durmak veya aynı pozisyonda uzun süre kalmak, stresli dönemlerin uzun sürmesi, çok doğum yapmak, ev işlerini uygunsuz pozisyonda ve uzun süre yani ara vermeden yapmak, cinsel yaşamda beli korumamak bel sorunları yaşamaya neden olmaktadır.</p>

<p><strong>BEL AĞRILARINDAN KORUNMAK VE BEL SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN NELER YAPILMALIDIR?</strong></p>

<p>En önemli olan şeyi kaçırmaktayız. Asıl olan belde ağrı çıkmadan tedbir almaktır.</p>

<p>Bel ağrısı oluşumuna neden olacak şeyler belli olduğuna göre işe bunlara riayet etmekle başlamak mecburiyetindeyiz. Gerekli bakımları yapılmayan araba bizi yolda bırakcağı gibi gerekli bakımları ve korumaları yapılmayan bel de bir gün bize bu acıyı yaşatacaktır. Öncelikli olarak kesinlikle obezite yani fazla kilo fıtığın veya bel ağrılarının en önde gelen nedenlerindendir. Kilo almadan yaşamayı bir hayat tarzı haline getirmeye mecburuz.Bel ağrısı yaşadığımız zaman ne yapacağız sorusu akla gelmektedir.</p>

<p>Öncelikli olarak bu konuda gerçekten tecrübeli olan uzman bir doktora başvurmalı; geçiştirici işlemlerle arızayı kronik hale getirmekten kaçınmalıdır. Altta yatan neden bir tümör, çok ciddi bir fıtık, omur kırığı veya bel kayması da olabileceği için konuyu iyi bilmeyen insanların öneri veya tedavi adı altındaki uygulamaları ile zaman kaybedilmemelidir. Genellikle hastaların ağrılarının geçmesi altta yatan nedenin ortadan kalkmış olduğu şeklinde algılanıp rahat davranılmakta ve kolayca çözülebilecek bir hastalık daha zor çözülür veya çözümsüz hale gelebilmektedir.</p>

<p>Şu bir gerçektir ki, bel ağrısı yeteri kadar önemsenmemektedir. Başımıza çok ciddi sorunlar açabileceğinin bilincinde olunamamaktadır. İnsanlarımız ağrısız yaşatmak ve bel fıtığı gelişmesini önceden engellemek imkan dahilindedir.</p>

<p>Sorunun altında yatan nedenin kesin ortadan kaldırılmasına değil de ağrının ortadan kaldırılmasına yönelinmektedir. Bu ciddi bir hatadır ve hastalarımızı ileri de başına çok büyük sorunlar açabilecek hale getirmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/bel-sagligini-korumak-icin-yapilmasi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Apr 2026 17:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/04/bel-sagligini-korumak-icin-yapilmasi-gerekenler.webp" type="image/jpeg" length="85131"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dijital ekranlar 'emzik' gibi kullanılmamalı!]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/dijital-ekranlar-emzik-gibi-kullanilmamali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/dijital-ekranlar-emzik-gibi-kullanilmamali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İngiltere’de yapılan güncel bir araştırma, dijitalleşmenin çocuklar üzerindeki çarpıcı etkisini gözler önüne serdi. "Tablet nesli" olarak adlandırılan çocukların kitap sayfalarını çevirmek yerine "kaydırmaya" çalıştığı belirlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>İngiltere’de Kindred Squared tarafından 2024 yılında gerçekleştirilen “School Readiness” (Okula Hazır Olma) araştırması, dijital yerlilerin fiziksel kitaplarla kurduğu ilişkinin zayıfladığını ortaya koydu.</p>

<p>Araştırmaya göre, her üç çocuktan biri okula başladığında bir kitabı nasıl doğru kullanacağını bilmiyor.</p>

<p>Öğretmenler, çocukların kitap sayfalarını çevirmek yerine tablet ekranlarındaki gibi "kaydırma" (swipe) hareketi yapmaya çalıştığını rapor ediyor.</p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, 2 Nisan Dünya Çocuk Kitapları Günü kapsamında çocukların kitapla tanışmadan okula başlamasının bilişsel ve duygusal risklerine karşı aileleri uyardı.</p>

<p><strong>“TABLET NESLİ”NİN OKUMA ALIŞKANLIKLARINDA DEĞİŞİKLER DİKKAT ÇEKİCİ</strong></p>

<p>Yapılan akademik araştırmalar ve çalışmaların, bilişsel ve nörolojik dönüşümlerin sinyallerini verdiğine işaret eden Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, “Artık zihnin, belleğin, hafızanın, sinir sisteminin kullanım şekli değişmeye başlamıştır. ‘Tablet nesli’ veya ‘dijital yerli’ diye isimlendirilen neslin dikkat sürelerinde ve okuma alışkanlıklarında değişiklikler dikkati çekmektedir. Özellikle hızlı tempolu dijital oyunlar ve Youtube Kids, TikTok gibi platformlar, bir yandan çocukların dikkat sürelerini ve derin odaklanma becerilerini kısaltır diğer yandan sürekli ve anlık dopamin salgısı ile ödül mekanizmasını aktifleştirir. Dijital uygulamalar, çocuğun dikkatini bir dakika hatta saniye bile bırakmamak üzere kurgulanmıştır ve her şey hazır sunulmaktadır. Kitapla vakit geçirmek ise sabır ve zihinsel faaliyet gerektirir çünkü kitap dinleyen/okuyan çocuk zihninde bir dünya kurar; analiz sentez anlama yorumlama melekeleri sürekli aktiftir. Bu da tembelleştiren dijital faaliyetlerin yanında oldukça yorucu gelebilir.” dedi.</p>

<p><strong>KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANDIRMAK GÜÇLEŞTİ</strong></p>

<p>Dönem itibariyle okuma alışkanlığı kazandırmayı güçleştiren etkenlerin birden fazla olduğunu kaydeden Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, “Kitap okumak için oturmak, uygun kitabı seçmek için ilgi ve ihtiyaçları keşfetmek, bireyin ilgilerini potansiyelini keşfetmek için zaman ayırmak, kitap sayfalarını çevirmek için ince motor becerilerini kullanmak, hikâyenin içine girmek için dinlemek ve/veya okuduğunu anlamak, okuduğunu anlamak için bilişsel çaba ve odaklanma becerisini kullanmak gerekmektedir. Bu eylemler ise dijital yerliler için durağan, yeknesak ve aşırı yavaş gelebilmektedir. Tablet kullanımıyla tıklama ve yüzeysel taramaya alışan çocuk ve genç için (maalesef ki yetişkin için de) metnin duygusal derinliğini kavrama, görünürdeki ve alt metindeki iletileri fark etme zorlaşır. Kitap okuma eylemi hem somut hem soyut bağ kurabilme becerisidir ve bu alışkanlık tüm gelişim alanlarının aktif kullanımını gerektirir.” diye konuştu.</p>

<p><img height="600" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/04/02/1775123411-el-f-konar-zkan-002-1775126987-725-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>DİJİTAL EKRANLAR 'EMZİK' GİBİ KULLANILIYOR</strong></p>

<p>Ailelere önemli sorumluluklar düştüğünü vurgulayan Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, “Çocuklar çevrelerinde ellerinde somut kitap okuyan, kitap okuma alışkanlığı olan, kitaba para ve zaman ayıran yetişkinler görmeli. Kitap okumanın iyi bir şey olduğunu gözlemleyebilmeli ve yaşayabilmeli çocuklar. Özellikle ekranın hiçbir türü ‘dijital dadı/bakıcı’ gibi olmamalı çocuğun hayatında. Yani ebeveynlere zor gelen anlarda; yemek yerken, seyahatte, toplu taşımada, alışverişte vb. denize düştüklerinde sarıldıkları bir yılan kıvamına gelmemeli hiçbir ekran türü. Zorlayıcı anlarda ekranın bir emzik gibi kullanılması çocukların can sıkıntısıyla başa çıkma, gereğinde kendi iç dünyasına dönme, hayal kurma, kurgulama, düşleme ve baş etme yeteneklerinin kaybolmasına neden olur.” ifadesinde bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların henüz okula başlamadan önce ortak dikkat becerilerinin gelişebilmesinin önemine vurgu yapan Öğr. Gör. Elif Konar Özkan, bir çocuğun yetişkinle kitap okuması, bakması, incelemesi, sayfaları çevirmek, resimler üzerine konuşmak gibi basit eylemler, beyin ve sinir sistemini dijitalle parçalanmış dikkatten koruyacağını söyledi.</p>

<p>Bunun aynı zamanda çocuğun merakını diri tutacak, bağ kurma, iletişim, ilişki ve diyalog kurma, empati becerilerini güçlendireceğini söyleyen Özkan, "Banyo kitapları, oyuncak kitaplardan başlayarak çocuğun kitapla tanışması/tanıştırılması ve kitaba hayatında yer bulması bu alışkanlığı adım adım oluşturacak önemli davranışlardandır. Önemli günlerde kitabı bir hediye olarak almak yani kitap sevdiğine hediye edilebilecek kıymette bir nesne algısını oluşturmak tabii ki bıktırmadan… Ayrıca etkileşimli okuma etkinlikleriyle çocuğun bu bağını kuvvetlendirmek… Kitapla tanışmadan önce de sözlü kültür unsurlarıyla çocuğu adım adım edebiyat, sanat ve okuma dünyasına sokmak. Nasıl? Ninniler, bilmeceler, maniler, tekerlemeler, masallar gibi sözlü kültür unsurları, kitap okuma alışkanlığına giden yolun başlangıç aşamalarını oluşturur aslında.” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/dijital-ekranlar-emzik-gibi-kullanilmamali</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 22:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/04/dijital-ekranlar-emzik-gibi-kullanilmamali-1775127052-166-large.webp" type="image/jpeg" length="72459"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanserle mücadelede 72 ilaç daha geri ödeme listesinde]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/kanserle-mucadelede-72-ilac-daha-geri-odeme-listesinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/kanserle-mucadelede-72-ilac-daha-geri-odeme-listesinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası kapsamında, kanser ve diğer hastalıklarla mücadelede kullanılan 72 ilacın geri ödeme listesine dahil edildiğini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, 1-7 Nisan Ulusal Kanser Haftası vesilesiyle önemli bir adım attıklarını duyurdu.</p>

<p>Kanser ve diğer hastalıklarla mücadelede kullanılan ilaçlara ve tedavi yöntemlerine erişimin kolaylaştırılması amacıyla geri ödeme listesinin kapsamı genişletildi.</p>

<p>Bakan Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, 'Kanser başta olmak üzere birçok hastalıkla mücadelede kullanılan ilaçlara erişimi kolaylaştırıyoruz' diyerek, hastaların tedavi süreçlerini desteklemek adına önemli bir yeniliği duyurdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="907" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/04/01/hezitohasaan-jv-1775038985-953-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p>SGK aracılığıyla yapılan düzenleme ile 69'u yerli üretim olmak üzere toplamda 72 ilacın geri ödeme listesine dahil edildiğini belirten Bakan Işıkhan, bu adımın, tedavi sürecinde olan hastalar için önemli bir gelişme olduğunu vurgulayarak, hastalara şifa olmasını diledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/kanserle-mucadelede-72-ilac-daha-geri-odeme-listesinde</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Apr 2026 01:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/04/kanserle-mucadelede-72-ilac-daha-geri-odeme-listesinde.webp" type="image/jpeg" length="97416"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[O enfeksiyon göz sağlığını tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/o-enfeksiyon-goz-sagligini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/o-enfeksiyon-goz-sagligini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Oftalmoloji Derneği Uvea-Behçet Birimi Başkanı Prof. Dr. Özlem Yıldırım, Toksoplazma Gondii'nin üveitlerin en yaygın nedenlerinden biri olduğunu ve ani görme değişikliklerinde vakit kaybetmeden göz hekimine başvurulması gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türk Oftalmoloji Derneği Uvea-Behçet Birimi Başkanı Prof. Dr. Özlem Yıldırım, dünya nüfusunun yaklaşık üçte birini enfekte eden Toksoplazma Gondii parazitinin, enfeksiyona bağlı üveitlerin en yaygın nedenlerinden biri olduğunu açıkladı. Yıldırım, enfeksiyonun kalıcı görme kaybına yol açabileceğini belirterek, ani görme değişikliklerinde acilen göz hekimine başvurmanın önemine dikkat çekti.</p>

<p><img height="500" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/25/1774349975-prof-dr-ozlem-y-ld-rm-1774427652-546-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>AZ PİŞMİŞ ET, İYİ YIKANMAMIŞ SEBZE SİZİ GÖZÜNÜZDEN EDEBİLİR</strong></p>

<p>Toksoplazma Gondii paraziti başlıca kedilerde bulunuyor ve dışkı yoluyla toprak, su ve gıdalara bulaşabiliyor. İnsanlar parazitle enfekte etlenmiş çiğ ya da az pişmiş et, yıkanmamış sebze-meyve veya kirli su ile enfekte olabiliyor. Gebelikte ilk kez enfekte olan annelerde ise parazit plasenta yoluyla bebeğe geçebilir; erken dönemde bulaşma riski düşük olsa da ciddi sonuçlara yol açabilir, gebeliğin ileri dönemlerinde ise doğumsal toksoplazmozis gelişebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bağışıklığı güçlü kişilerde enfeksiyon çoğunlukla belirti vermez; ancak parazit, beyin, retina ve kaslarda doku kistleri oluşturarak uzun süre pusuda kalabilir. Bu kistler aktive olduğunda, retinada geri dönüşümsüz görme kayıplarına yol açabilir. Hastaların çoğu tek gözde ani görme kaybı, bulanıklık, ışık hassasiyeti veya uçuşma şikâyetiyle başvuruyor. Tedavi edilse bile gözde kalıcı nedbe dokusu oluşabilir.</p>

<p>Prof. Dr. Yıldırım, korunma yöntemleri arasında ellerin düzenli yıkanması, etlerin iyi pişirilmesi, sebze ve meyvelerin iyice yıkanması, temiz su kullanımı ve kişisel hijyenin önemine vurgu yaptı. Ayrıca gebelik dönemi taramaları ve gıda güvenliği önlemlerinin hastalığın sıklığını azaltmada kritik rol oynadığını belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/o-enfeksiyon-goz-sagligini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 12:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/03/o-enfeksiyon-goz-sagligini-tehdit-ediyor.webp" type="image/jpeg" length="51172"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kolon kanserine karşı 'erken teşhis' uyarısı]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/kolon-kanserine-karsi-erken-teshis-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/kolon-kanserine-karsi-erken-teshis-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Ahmet Mehlepçi, Ulusal Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı kapsamında vatandaşları düzenli taramaya çağırdı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Birlik ve Dayanışma Sendikası Genel Başkanı Ahmet Mehlepçi, Ulusal Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı dolayısıyla yaptığı açıklamada, kolon kanserinde erken teşhisin hayati önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Kolorektal kanserlerin hem dünyada hem de Türkiye'de en sık görülen kanser türleri arasında yer aldığını belirten Mehlepçi, hastalığın erken evrede tespit edilmesi durumunda büyük ölçüde tedavi edilebildiğine dikkat çekti. Türkiye'de kolon kanserinin erkeklerde üçüncü, kadınlarda ise ikinci sırada görüldüğünü ifade eden Mehlepçi, bu durumun önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tarama programlarının önemine değinen Mehlepçi, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Ulusal Kanser Tarama Programı kapsamında 50-70 yaş aralığındaki vatandaşlara düzenli kontrol önerildiğini hatırlattı. Gaitada gizli kan testinin (GGK) basit ve ağrısız bir yöntem olduğunu belirten Mehlepçi, bu test sayesinde hastalığın belirti vermeden erken aşamada tespit edilebildiğini söyledi.</p>

<p>Türkiye genelinde taramaların ücretsiz olarak yapıldığını ve hizmetlerin büyük ölçüde Aile Sağlığı Merkezleri aracılığıyla sunulduğunu ifade eden Mehlepçi, vatandaşların herhangi bir şikâyeti olmasa bile aile hekimlerine başvurarak tarama yaptırabileceğini kaydetti. GGK testinin pozitif çıkması durumunda hastaların ileri tetkik için yönlendirildiğini belirten Mehlepçi, kolonoskopi ile kesin tanı konulabildiğini ve gerekli durumlarda poliplerin alınabildiğini aktardı. Erken tanı konulan hastalarda tedavi başarısının oldukça yüksek olduğunun altını çizdi.</p>

<p>Öte yandan Mehlepçi, uygulamada bazı aksaklıklar yaşandığını da dile getirerek, özellikle kolonoskopi randevularındaki gecikmelere dikkat çekti. Devlet hastanelerinde yoğunluk nedeniyle randevu sürelerinin uzayabildiğini belirten Mehlepçi, bu durumun tanı sürecini olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/kolon-kanserine-karsi-erken-teshis-uyarisi</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Mar 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/03/kolon-kanserine-karsi-erken-teshis-uyarisi.webp" type="image/jpeg" length="40458"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Günlük 1 gram daha az tuz, hayat kurtarabilir]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/gunluk-1-gram-daha-az-tuz-hayat-kurtarabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/gunluk-1-gram-daha-az-tuz-hayat-kurtarabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Fazla tuz tüketiminin, sadece tansiyonu etkilemediğini belirten uzmanlar, bu tüketimin kilo kontrolünü ve motivasyonu da etkileyebildiğine dikkati çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyetisyen Hülya Yiğit İspiroğlu, fazla tuz tüketiminin kalp ve damar hastalıkları riskini artırdığına dikkat çekti. İspiroğlu, tuzun vücut için gerekli bir mineral olduğunu ancak fazlasının ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, sinir iletimi, kas kasılması ve sıvı dengesi gibi temel işlevlerde rol oynayan tuzun, aşırı tüketildiğinde özellikle hipertansiyon, kalp-damar ve böbrek hastalıkları riskini artırdığı vurgulandı.</p>

<p>Yapılan araştırmalara göre günlük tuz tüketiminde sadece 1 gramlık azalmanın bile toplum genelinde inme ve kalp hastalıkları riskinde önemli düşüş sağladığını belirten İspiroğlu, küçük değişikliklerin büyük etkiler yaratabileceğini ifade etti.</p>

<p>Fazla tuz tüketiminin büyük kısmının sofrada eklenen tuzdan değil, farkında olmadan tüketilen gıdalardan geldiğini belirten İspiroğlu; ekmek, beyaz peynir, zeytin, turşu ve işlenmiş et ürünlerinin yanı sıra paketli gıdaların günlük sodyum alımını ciddi şekilde artırdığını söyledi. Yüksek sodyumun vücutta su tutulmasına yol açarak ödem oluşturabileceğini dile getiren İspiroğlu, bunun tartıda ani kilo artışı şeklinde görülebileceğini ancak doğrudan yağ artışı anlamına gelmediğini kaydetti.</p>

<p><strong>'TUZ ALIŞKANLIĞI ÖĞRENİLİR'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tuzlu beslenmenin genetikten çok alışkanlıklarla ilgili olduğunu vurgulayan İspiroğlu, çocukluk döneminden itibaren edinilen beslenme alışkanlıklarının belirleyici olduğunu ifade etti. Bu nedenle damak tadının değiştirilebileceğini belirtti.</p>

<p>Tuz tüketimini azaltmak isteyenler için ani kesintiler yerine kademeli azaltım öneren İspiroğlu, damak tadının 2-4 hafta içinde uyum sağlayabileceğini söyledi.</p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü'nün günlük tuz tüketimi için 5 gramın altını önerdiğini hatırlatan İspiroğlu, Türkiye'de bu miktarın yaklaşık iki katına ulaştığını ifade ederek, yemeklerde tuz kullanımını azaltmak için sofraya tuzluk koymamak, etiket okumak ve yemeklere tuzu son aşamada eklemek gibi pratik önerilerde bulunan İspiroğlu; limon, sirke, sarımsak ve baharatların lezzet artırıcı alternatifler olduğunu kaydetti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/gunluk-1-gram-daha-az-tuz-hayat-kurtarabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 20:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/03/gunluk-1-gram-daha-az-tuz-hayat-kurtarabilir.webp" type="image/jpeg" length="53745"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bayramda yapışkan yumuşak şekerlere dikkat!]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/bayramda-yapiskan-yumusak-sekerlere-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/bayramda-yapiskan-yumusak-sekerlere-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bayram ziyaretleriyle birlikte özellikle çocuklar tarafından tüketilen şeker ve tatlı miktarı artarken, bu durum diş sağlığı açısından bazı riskler doğurabiliyor. Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubunun 6-12 yaş olduğuna dikkat çeken uzmanlar, ağızda uzun süre kalan yapışkan şekerlerden uzak durulmasını istedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların diş yapısı yetişkinlere göre daha hassas olduğu için şekerli yiyeceklerden daha hızlı etkilenebileceğini belirten Diş Hekimi Elanur Kök, tatlılar arasında dişler için en riskli olanların lokum, karamelli şeker ve jelibon gibi ağızda uzun süre kalan yapışkan şekerler olduğunu belirterek, çikolatanın daha kısa sürede eridiği için nispeten daha az riskli sayıldığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların dişlerinin dış tabakası olan mine yetişkinlere göre daha ince, iç kısmı olan dentin ise daha yumuşak olduğuna dikkati çeken Kök, 'Bu yapı nedeniyle şekerli yiyecekler çocuk dişlerinde daha hızlı etki gösterebilir ve çürük oluşma ihtimali artabilir. Ayrıca çocukların ağız hijyeni alışkanlıkları henüz tam oturmadığı için diş yüzeyinde kalan şeker, bakteriler için uygun bir ortam oluşturabilir. Bu nedenle aynı miktarda şeker tüketildiğinde yetişkin dişleri daha dayanıklı kalabilirken çocuk dişleri daha hızlı zarar görebilir' diye konuştu.</p>

<p><img height="767" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/19/1773904496-asm-elanurkok-gorseli-1773913997-988-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>FLORÜRLÜ DİŞ MACUNU KULLANILMALI</strong></p>

<p>Bayramda artan tatlı tüketimine dikkat çeken Kök, 3-4 günlük bayram sürecinde yoğun tatlı tüketimi tek başına hemen çürük oluşturmayacağını belirterek, 'Çürük gelişimi genellikle haftalar veya aylar içinde başlar. Ancak tatlılardan sonra dişler fırçalanmaz ve şeker ağızda uzun süre kalırsa çürük riski artar. Bayramda çocukların dişlerini korumak için ailelerin dikkat etmesi gerekenler; çocukların tatlılardan sonra ağzını suyla çalkalamasını sağlamak, günde en az iki kez özellikle yatmadan önce dişlerini fırçalatmak, tatlıları ana öğünlerle birlikte vermek, gece şeker vermekten kaçınmak, florürlü diş macunu kullanmak ve yapışkan şekerleri sınırlamak olarak sıralanabilir' diye konuştu.</p>

<p>Diş sağlığı açısından en riskli yaş grubu 6-12 yaş arasındaki çocukları olduğunu vurgulayan Diş Hekimi Elanur Kök, 'Bu dönemde hem süt hem de kalıcı dişler bulunur ve kalıcı dişler yeni çıkmaya başladığı için yapıları daha hassas olabilir. Ortodontik tedavi gören veya daha önce çürük geçmişi olan çocuklarda da çürük gelişme riski daha yüksek olabilir. Ayrıca çocukların tatlıyı ödül gibi bir alışkanlık haline getirmemesi önemlidir' dedi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/bayramda-yapiskan-yumusak-sekerlere-dikkat</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Mar 2026 01:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/03/bayramda-yapiskan-yumusak-sekerlere-dikkat.webp" type="image/jpeg" length="88361"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Down sendromu hakkında bilinmesi gerekenler]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/down-sendromu-hakkinda-bilinmesi-gerekenler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/down-sendromu-hakkinda-bilinmesi-gerekenler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Zeynep Arıkan, Down sendromunun genetik bir farklılık olduğunu, erken tanının ve doğru eğitim ile destekleyici müdahalelerin yaşam kalitesini artırdığını vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ile Çocuk Alerjisi ve Çocuk İmmünolojisi Uzmanı Prof. Dr. Zeynep Arıkan, Down sendromunun en sık görülen genetik farklılık olduğunu belirterek, bu durumun normalde 46 olması gereken kromozom sayısının 47'ye çıkmasıyla oluştuğunu açıkladı.</p>

<p>Fazladan 21'inci kromozomun varlığının vücudun ve beynin gelişimini etkilediğini söyleyen Prof. Dr. Arıkan, 'Down sendromu anne ya da babanın yaptığı bir şeyden kaynaklanmaz; tamamen rastgele oluşan genetik bir olaydır. En önemli risk faktörü ise ileri anne yaşıdır' dedi.</p>

<p>Her 800 doğumda bir görülen Down sendromu, Türkiye'de yılda yaklaşık bin 500 bebeği etkiliyor. Prof. Dr. Arıkan, gebelikte uygulanan tarama testleri ve kesin tanı testleriyle erken teşhisin mümkün olduğunu söyledi. 'Erken tanı, ailelerin bilinçli karar alabilmesini ve doğumdan hemen sonra uygulanacak erken müdahale programlarına başlanmasını sağlar' dedi. Down sendromunun tamamen ortadan kaldıran bir tedavi olmadığını belirten Arıkan, ancak kapsamlı destek ve müdahale ile bireylerin sağlıklı ve bağımsız yaşam sürdürebileceğini ifade etti. İleri anne yaşı, ailede daha önce Down sendromlu bir çocuğun varlığı ve translokasyon tipleri en önemli risk faktörleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Prof. Dr. Arıkan, Down sendromlu bireylerin fiziksel ve gelişimsel farklılıklarının kişiden kişiye değiştiğini belirtti. Kaslarda gevşeklik, basık yüz ve burun yapısı, yukarı eğimli gözler, kısa parmaklar ve ensede fazla deri gibi doğumda görülebilen özelliklerin yanı sıra, dil gelişimi, motor beceriler ve sosyal uyumda da farklılıklar yaşanabileceğini vurguladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık takibinin kritik öneme sahip olduğunu söyleyen Arıkan, kalp hastalıkları, görme ve işitme sorunları, hormonal problemler, sindirim sistemi rahatsızlıkları ve bağışıklık sorunlarının daha sık görülebileceğini belirtti. Düzenli kontroller ve erken müdahale ile bu sorunların yönetilebileceğini ifade etti.</p>

<p>Eğitim sürecinin doğumdan itibaren başlaması gerektiğini söyleyen Arıkan, 'Erken müdahale programları, Down sendromlu çocukların potansiyellerini en üst düzeye çıkarır. Kaynaştırma ve bütünleştirme eğitimi sosyal ve akademik gelişim açısından son derece önemlidir' dedi.</p>

<p>Toplumda Down sendromuna dair yanlış inanışların bulunduğunu belirten Arıkan, 'Down sendromlu bireyler doğru eğitim ve destekle öğrenebilir, meslek sahibi olabilir ve topluma katılabilirler. Yaşam süresi de tıptaki gelişmeler sayesinde ortalama 60 yılın üzerine çıktı' dedi. Prof. Dr. Arıkan, doğru bilgilendirme ve kapsayıcı bir yaklaşımın, Down sendromlu bireylerin ve ailelerinin yaşam kalitesini artırmada kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/down-sendromu-hakkinda-bilinmesi-gerekenler</guid>
      <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 00:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/03/down-sendromu-hakkinda-bilinmesi-gerekenler.webp" type="image/jpeg" length="65446"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kolon kanserinde yaş sınırı düşüyor!]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/kolon-kanserinde-yas-siniri-dusuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/kolon-kanserinde-yas-siniri-dusuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, 1-31 Mart Ulusal Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı kapsamında, kolon kanserinde yaş sınırının giderek düştüğünü, erken tanı ve düzenli taramaların hayati önem taşıdığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Stresin kolon sağlığı üzerinde önemli etkileri olabildiğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Vafi Atalay, yoğun stresin bağışıklık sistemini zayıflatarak vücudu hastalıklara karşı daha savunmasız hale getirebildiği gibi aynı zamanda bağırsak düzenini etkileyerek bağırsak florasında değişikliklere yol açabilediğini söyledi.</p>

<p>Özellikle konserve ve tütsülenmiş gıdalar, aşırı yağlı beslenme ve fazla kırmızı et tüketimi de bağırsak sağlığını olumsuz etkileyebildiğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, bu nedenle dengeli beslenmenin yanı sıra sigara ve alkolden uzak durmak, düzenli hareket etmek ve stresi mümkün olduğunca azaltmak kolon kanserine karşı alınabilecek önemli önlemler arasında yer aldığını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günümüzde kolon kanseri taramaları için önerilen yaşın 50’den 40’a düştüğünün altını çizen Atalay, “Kolon kanserlerinin yaklaşık yüzde 90’ı poliplerden gelişiyor. Polipten kansere giden süreç genellikle 5 ila 10 yıl sürebiliyor. Bu bizim için çok önemli bir bilgi. Çünkü birçok kanserde hastalığın nasıl geliştiği net olarak bilinmezken kolon kanserinde süreç daha öngörülebilir. Kolonoskopi ile erken dönemde yapılan taramalar ve poliplerin temizlenmesi, kanser gelişimini önlemede önemli bir fırsat sunuyor” dedi.</p>

<p><strong>ERKEN TANI İLE KEMOTERAPİYE BİLE GEREK KALMAYABİLİR</strong></p>

<p>Kolon kanserinde erken dönemde genellikle belirti görülmediğini vurgulayan Atalay, “Hastalar çoğunlukla karın ağrısı, şişkinlik, makattan kanama, kilo kaybı ve kansızlık gibi şikâyetlerle bize başvuruyor. Ancak bu belirtiler ortaya çıktığında hastalık çoğu zaman ilerlemiş oluyor. Oysa kolon kanseri erken evrede yakalandığında tedavi başarısı oldukça yüksek. Erken dönemde yapılan cerrahi çoğu zaman yeterli oluyor hatta kemoterapi ya da radyoterapi gibi ek tedavilere ihtiyaç duyulmayabiliyor. Ayrıca hastalıktan tamamen kurtulma ihtimali yüksek, tekrarlama riski de daha düşük seyrediyor” dedi.</p>

<p>Kolon kanserinde ameliyatın tedavide önemli bir rolü olduğunu dile getiren Prof. Dr. Vafi Atalay, geç evrede bile cerrahi ile tamamen iyileşme sağlanabileceğini ve bu yüzden hastaların tedaviyi reddetmemesi çok kıymetli olduğunu söyledi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/kolon-kanserinde-yas-siniri-dusuyor</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Mar 2026 01:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/03/kolon-kanserinde-yas-siniri-dusuyor-1773575637-4-large.webp" type="image/jpeg" length="73709"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İlaç fiyatlarında Euro kuru ve kâr marjları güncellendi]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/ilac-fiyatlarinda-euro-kuru-ve-kar-marjlari-guncellendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/ilac-fiyatlarinda-euro-kuru-ve-kar-marjlari-guncellendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan kararla, beşeri tıbbi ürünlerin (ilaçların) fiyatlandırma esasları revize edildi. Dönemsel Euro değeri kademeli artırılırken, eczacı ve depocu kâr baremleri de yeniden düzenlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bugünkü Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Karar'da önemli değişiklikler yapıldı.</p>

<p>Karara göre ilaç fiyatlamasında kullanılan Dönemsel Euro Değeri (DED), 1 Nisan 2026'ya kadar 26,8767 TL olarak sabit tutuldu. 1 Nisan 2026'dan itibaren ise Euro değeri 29,1164 TL seviyesine yükseltilecek.</p>

<p>Söz konusu kademeli geçiş, sektörde maliyet artışlarını kısmen dengelemeyi amaçlarken, Cumhurbaşkanı kararında depocu ve eczacı kâr marjları için barem tutarları da güncellendi.</p>

<p>Özellikle düşük fiyatlı ürünlerde kâr oranlarında revizyonlar yapıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="309" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/12/screenshot-2026-03-12-at-16-21-58-layout-1-20260312-2-pdf-1773321738-610-x750.png" width="750" /></p>

<p>Gerçek kaynak fiyat beyanları ve kontrolleri Sağlık Bakanlığı tarafından daha sıkı takip edilecek.</p>

<p>Düzenlemeye göre farklılık tespitinde bakanlık tespit ettiği fiyatı esas alacak.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>HABER MERKEZİ</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/ilac-fiyatlarinda-euro-kuru-ve-kar-marjlari-guncellendi</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Mar 2026 22:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/03/ilaclarin-euro-kurunda-artis-yapildi-1644875585-5-large.webp" type="image/jpeg" length="86578"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[SGK'dan klinik araştırmalara yeni ödeme düzeni... Finansman kapsamı genişletildi]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/sgkdan-klinik-arastirmalara-yeni-odeme-duzeni-finansman-kapsami-genisletildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/sgkdan-klinik-arastirmalara-yeni-odeme-duzeni-finansman-kapsami-genisletildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu'nun klinik araştırmalarda sunulan sağlık hizmetlerinin finansmanına ilişkin usul ve esasları belirleyen yönetmeliği Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme, TÜSEB destekli ve Sağlık Bakanlığı onaylı araştırmaları kapsıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından hazırlanan 'Sosyal Güvenlik Kurumu Klinik Araştırmalarda Sunulan Sağlık Hizmetlerinin Ödenmesine İlişkin Yönetmelik' Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.</p>

<p>31 Mayıs 2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun ilgili maddelerine dayanılarak hazırlanan yeni düzenleme ile klinik araştırmalarda sunulan ve SGK tarafından karşılanacak sağlık hizmetlerinin kapsamı, başvuru süreçleri ve denetim esasları netleştirildi.</p>

<p><strong>HANGİ ARAŞTIRMALAR KAPSAMDA?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yönetmelik; Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından desteklenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından izin ve onay verilen kamu hastaneleri ile devlet üniversitelerinde yürütülen klinik araştırmaları kapsıyor. Bu kapsamda, genel sağlık sigortalıları ve bakmakla yükümlü oldukları kişilerin katılımıyla gerçekleştirilen araştırmalarda, araştırma ürünleri hariç olmak üzere Kanun'un 63. maddesi kapsamındaki sağlık hizmetleri SGK tarafından belirlenen sınırlar dahilinde finanse edilecek.</p>

<p><strong>ARAŞTIRMA ÜRÜNLERİ VE SİGORTA GİDERLERİ HARİÇ</strong></p>

<p>Yönetmeliğe göre: klinik araştırmalarda kullanılan araştırma ürünleri SGK tarafından karşılanmayacak. Klinik araştırma sigortası kapsamında karşılanması gereken giderler Kurum tarafından ödenmeyecek. Araştırmaya bağlı olarak ortaya çıkan geçici veya kalıcı zarar ya da ölüm durumlarında oluşan sağlık giderleri de SGK kapsamı dışında tutulacak. Ayrıca, Kanun'un 64. maddesinde belirtilen sağlık hizmetlerinin finansmanı da SGK tarafından sağlanmayacak.</p>

<p><img height="937" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/03/03/hcfklj8xwaausfj-1772549436-933-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>BAŞVURU VE BİLDİRİM ZORUNLULUĞU</strong></p>

<p>Klinik araştırmalara ilişkin ödeme başvuruları ise tek merkezli araştırmalarda ilgili merkez tarafından, çok merkezli araştırmalarda ise her bir araştırma merkezi tarafından ayrı ayrı yapılacak.</p>

<p>Başvuru sırasında Sağlık Bakanlığı onay belgesi, TÜSEB destek yazısı, araştırma süresi ve katılımcı bilgileri SGK'ya iletilecek.</p>

<p>Sunulan bilgi ve belgelerin doğruluğundan başvuru sahibi kamu hastanesi veya devlet üniversitesi sorumlu olacak.</p>

<p><strong>DENETİM YETKİSİ SGK'DA</strong></p>

<p>Yönetmelik, SGK'ya geniş denetim yetkisi tanıyor. Kurum; sözleşme ve ilgili mevzuat çerçevesinde her türlü veri, belge, fatura ve kayıtları inceleyebilecek, gerektiğinde kopyalarını alabilecek ve ilgili kişilerden bilgi talep edebilecek. Fazla veya yersiz ödeme tespit edilmesi halinde ise tutarlar ilgili mevzuat hükümlerine göre geri alınacak.</p>

<p>Yönetmeliğin detaylarına ulaşmak için <a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/03/20260303-2.htm" rel="nofollow"><strong>tıklayabilirsiniz</strong></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/sgkdan-klinik-arastirmalara-yeni-odeme-duzeni-finansman-kapsami-genisletildi</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/03/sgkdan-klinik-arastirmalara-yeni-odeme-duzeni-finansman-kapsami-genisletildi.webp" type="image/jpeg" length="32802"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye'de her 10 yetişkinden 7'si risk altında]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/turkiyede-her-10-yetiskinden-7si-risk-altinda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/turkiyede-her-10-yetiskinden-7si-risk-altinda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Obezitenin sağlığı bozacak düzeyde aşırı yağ dokusu birikimi ile karakterize kronik bir hastalık olduğunu belirten DoktorTakvimi uzmanlarından Diyetisyen Canberk Yaşar, tanıda en sık kullanılan ölçütlerin Beden Kitle İndeksi (BKİ), bel çevresi ve vücut yağ oranı olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü (WHO), obeziteyi 'sağlık riskini artıran anormal/aşırı yağ birikimi' olarak tanımlar.'<br />
<br />
<strong>OBEZİTE DÜNYADA VE TÜRKİYE'DE ARTIYOR</strong></p>

<p>Obezitenin Türkiye'de ve dünyada artış eğilimi devam ettiğini; konunun yalnızca 'kilo' değil, sağlık sistemi ve toplum sağlığı açısından büyüyen bir risk olduğunu belirten DoktorTakvimi uzmanlarından Diyetisyen Canberk Yaşar, 'World Obesity Atlas 2025 Türkiye verilerine göre 2025'te yetişkinlerin yüzde 36'sı obez. Aynı veriler, yüksek BKİ (BMI ≥25) ile yaşayan yetişkin oranının 2025'te yüzde 71 olacağını söylüyor. Yani Türkiye'de her 10 yetişkinden yaklaşık yedisi fazla kilolu/obez aralığında. 2030'a geldiğimizde yüksek BKİ ile yaşayan yetişkin sayısının 47,44 milyona ulaşılacağı öngörülüyor. Bu, yükün büyümeye devam edeceğini anlatıyor' diyor.<br />
<br />
<strong>GÜNLÜK ALIŞKANLIKLAR OBEZİTE RİSKİNİ DOĞRUDAN ETKİLİYOR</strong></p>

<p>Günlük yaşam alışkanlıklarının obezite gelişiminde belirleyici rol oynadığını söyleyen DoktorTakvimi uzmanlarından Diyetisyen Canberk Yaşar, 'Obezite gelişimi, enerji alımı ve enerji harcaması dengesinin uzun süre alım yönünde bozulmasıyla hızlanır. Hareketsizlik ve düşük günlük adım sayısı toplam enerji harcamasını düşürür ve insülin direnci eğilimini artırır. Ekran süresinin artması hem sedanter süreyi artırır hem de atıştırma ve reklam tetiklenmesi ile enerji alımını yükseltebilir. Uyku düzensizliği, iştahı düzenleyici hormonları etkiler ve sağlıklı seçim yapmayı zorlaştırarak enerji alımının artmasına neden olabilir. Ultra işlenmiş gıdalar ve sıvı kaloriler ise doyma sinyalinin zayıf olması nedeniyle porsiyon kontrolünü zorlaştırır' şeklinde konuşuyor.<br />
<br />
<strong>KİMLER DAHA YÜKSEK RİSK ALTINDA?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Obezite tedavisinde ilaçların belirli kriterlere göre gündeme geldiğini ifade eden Yaşar, 'İlaç tedavisi yaşam tarzı müdahalesine rağmen hedefe ulaşılamadığında ve BKİ'nin 30'un üzerinde olduğu durumlarda değerlendirilir. Süreçte diyetisyen ve hekim birlikte çalışmalıdır' dedi.</p>

<p>Yaşar, küçük ama etkili değişikliklerin önemine dikkat çekerek günlük adım hedefi belirlemenin, ana öğünlerde protein tüketmenin, tabağın yarısını sebze ile doldurmanın ve direnç egzersizlerini alışkanlık haline getirmenin obeziteyle mücadelede etkili olduğunu vurguladı.</p>

<p><br />
<strong>ÇOCUKLUK ÇAĞI OBEZİTESİ VE AİLELERİN ROLÜ</strong></p>

<p>Çocukluk çağı obezitesine de dikkat çeken Diyetisyen Canberk Yaşar, artışın temel nedenlerini ekran süresi, hareket azalması, yüksek kalorili gıdalar ve uyku düzensizliği olarak açıklıyor.</p>

<p>Ailelerin evde şekerli içecekleri rutin olmaktan çıkarması, ara öğün standardı oluşturması, günlük hareket kuralı koyması ve ekran süresi için net sınırlar belirlemesi gerektiğini belirterek, 'Çocuğu kilo ile değil performans, enerji ve uyku çıktıları üzerinden motive etmek daha etkili olur' şeklinde konuşuyor.<br />
<br />
<strong>OBEZİTE TEDAVİSİNDE İLAÇLARIN YERİ</strong></p>

<p>Obezite tedavisinde ilaçların belirli kriterlere göre gündeme geldiğini ifade eden Yaşar, 'İlaç tedavisi yaşam tarzı müdahalesine rağmen hedefe ulaşılamadığında ve BKİ'nin 30'un üzerinde olduğu durumlarda değerlendirilir. Süreçte diyetisyen ve hekim birlikte çalışmalıdır' dedi.</p>

<p>Yaşar, küçük ama etkili değişikliklerin önemine dikkat çekerek günlük adım hedefi belirlemenin, ana öğünlerde protein tüketmenin, tabağın yarısını sebze ile doldurmanın ve direnç egzersizlerini alışkanlık haline getirmenin obeziteyle mücadelede etkili olduğunu vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/turkiyede-her-10-yetiskinden-7si-risk-altinda</guid>
      <pubDate>Fri, 27 Feb 2026 21:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/02/turkiyede-her-10-yetiskinden-7si-risk-altinda.webp" type="image/jpeg" length="57128"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diz ağrısını hafife almayın! Dizinizdeki 'çıt' sesi masum olmayabilir]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/diz-agrisini-hafife-almayin-dizinizdeki-cit-sesi-masum-olmayabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/diz-agrisini-hafife-almayin-dizinizdeki-cit-sesi-masum-olmayabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlara göre menisküs yırtığı artık sadece profesyonel sporcuların değil, aktif yaşam süren herkesin riski. Erken tanı ise dizde kalıcı hasarı önlemede kritik rol oynuyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diz ağrısı çoğu zaman 'zorlanma' ya da 'geçici incinme' olarak görülüp ihmal ediliyor. Oysa gençlerde genellikle spor sırasında ortaya çıkan menisküs yırtığı, ileri yaşlarda dizdeki yıpranmaya bağlı olarak basit bir hareketle bile oluşabiliyor.</p>

<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Burak Özturan, menisküs yırtığının tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebileceğine dikkat çekti. 'Menisküs yırtığı; sürekli ya da hareketle artan diz ağrısına, dizin bir pozisyonda takılı kalmasına, çömelme, merdiven inip çıkma ve spor yapma gibi günlük aktivitelerde zorlanmaya neden olabilir. Uzun vadede ise kıkırdak aşınmasına ve kireçlenmeye (osteoartrit) yol açabilir. Spor yapan kişiler diz ağrılarını asla ihmal etmemeli' uyarısında bulunuyor.</p>

<p><strong>BU BELİRTİLERDEN BİRİ BİLE VARSA DİKKAT</strong></p>

<p>Menisküs yırtığının en sık görülen belirtilerinin dizde ağrı, şişlik, hareket kısıtlılığı olduğuna dikkati çeken Doç. Dr. Burak Özturan, 'Bazı hastalar yaralanma anında diz içinden 'çıt' sesi geldiğini ya da kopma hissi yaşadıklarını ifade ediyor. İlk gün belirginleşen ağrı ve şişlik en sık tablo olurken, bazen de yalnızca dizde bükme-düzleştirme zorluğu, merdiven inerken artan ağrı ya da takılma-kilitlenme hissi görülebiliyor. Eğer ani hareket sonrası ağrı ve şişlik oluştuysa ,dizde kilitlenme veya takılma hissi varsa, bir haftadan uzun süren ve dinlenmeyle geçmeyen ağrı mevcutsa, merdiven inip çıkarken batma oluyorsa mutlaka hekime başvurulmalıdır' dedi.</p>

<p>Doç. Dr. Burak Özturan, menisküs yırtıklarının erkeklerde kadınlara göre yaklaşık üç kat daha fazla görüldüğünü belirterek, bunun en önemli nedeninin futbol ve basketbol gibi ani dönme ve zıplama içeren sporların erkekler tarafından daha yoğun yapılması olduğunu söyledi. Doç. Dr. Özturan, menisküsün kanlanması iyi olan dış kısmındaki küçük yırtıklar, özellikle genç hastalarda dinlenme ve destekleyici tedavilerle iyileşebildiğine dikkati çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img height="525" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/02/26/1772081785-do-dr-burak-zturan-1772087479-858-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>MENİSKÜS YIRTIKLARINI ÖNLEMEK İÇİN 7 ÖNEMLİ KURAL</strong></p>

<p>Doç. Dr. Burak Özturan, menisküs yırtıklarını önlemek için dikkat etmeniz gereken 7 kuralı şöyle sıraladı:</p>

<ul>
 <li>Spor sırasında ısınma ve soğuma egzersizlerini yapmayı ihmal etmeyin.</li>
 <li>Diz çevresindeki kaslarınızı (özellikle kuadriseps ve hamstring) güçlendirerek dizlere binen yükleri azaltın.</li>
 <li>Zeminin yaptığınız spora uygun olmasına dikkat edin.</li>
 <li>Yaptığınız spora uygun ayakkabı kullanın.</li>
 <li>Dize ekstra yük oluşturacağı için fazla kilolarınızdan kurtulun.</li>
 <li>Ağır yük kaldırırken veya ani hareketler yaparken dikkatli olun.</li>
 <li>Ağrıya neden olan hareketlerden kaçının.</li>
</ul></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/diz-agrisini-hafife-almayin-dizinizdeki-cit-sesi-masum-olmayabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Feb 2026 23:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/02/diz-agrisini-hafife-almayin-dizinizdeki-cit-sesi-masum-olmayabilir.webp" type="image/jpeg" length="70176"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dikkat! Soğuk havalar kalp yükünü arttırabilir]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/dikkat-soguk-havalar-kalp-yukunu-arttirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/dikkat-soguk-havalar-kalp-yukunu-arttirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, soğuk havalarda kalp hastalarının doktorlarına danışmasını, sıvı alımına dikkat etmesini ve nabız ölçüm cihazlarında hatalara karşı uyardı. Soğuğun tansiyonu yükseltip kalp yükünü artırabileceğini ifade eden Prof. Dr. Koylan, 'Susuzluk hissi azalır, sıvı kaybı devam eder. Bilekten ölçüm yanıltıcı olabilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp rahatsızlığı olan kişilerin soğuk havalarda günlük planlarını yaparken kendi doktorlarına danışarak kişisel risklerini ve güvenli sınırlarını öğrenmelerinin önemli olduğunu belirten Kardiyoloji ve İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Nevrez Koylan, soğuk havada vücut ısı kaybetmemek için damarları daralttığını vurgulayarak, 'Damarlar daraldığında tansiyon yükselebilir. Tansiyon yükseldiğinde ise kalp kanı dolaştırabilmek için daha fazla çalışmak zorunda kalır. Bu da kalbin oksijen ihtiyacını artırır. Ancak daralmış damarlar bu ihtiyacın karşılanmasını zorlaştırabilir ve kalp üzerinde ek bir yük oluşabilir. Özellikle 40 yaş üzerindeki kişilerde damar esnekliğinin azalması ve koroner arter hastalığı gibi risklerin daha sık görülmesi nedeniyle bu tablo göğüs ağrısı, kalp krizi ve inme riskini artırabilir' diye konuştu.</p>

<p><img height="551" src="https://www.igfhaber.com/static/2026/02/26/1772090470-asm-nevrezkoylan-gorseli-1772098437-42-x750.jpeg" width="750" /></p>

<p><strong>SOĞUK HAVA SUSUZLUĞU YÜZDE 40 AZALTABİLİYOR</strong></p>

<p>Soğuk havada susama hissinin azalmasına rağmen vücudun sıvı kaybetmeye devam ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Koylan, yetersiz sıvı alımı, dolaşım sistemini zorlayabileceği ve kalbin iş yükünü artırabileceği için özellikle kalp ve damar sağlığı açısından risk taşıyan kişiler için kritik olduğunu söyledi. 'Soğuk ve kuru havada solunumla oluşan buharlaşma ve fark edilmeyen terleme nedeniyle sıvı kaybı sürer' diyen Prof. Dr. Koylan, 'Bu nedenle susamayı beklemeden düzenli aralıklarla su içmek gerekir. Özellikle dışarıda geçirilen süre boyunca 20-30 dakikada bir birkaç yudum sıvı almak faydalı olur. İdrar renginin açık sarı olması da yeterli sıvı alındığını gösteren pratik bir ölçüttür' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Soğuk havanın, özellikle bilekten ölçüm yapan optik nabız sensörlerinin sonuçlarını etkileyebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Koylan, 'Vücut ısısını korumak için cilde yakın damarların da daralmasıyla özellikle bilek gibi uç noktalara giden kan akışı azalır. Bu da kan akışındaki değişimi okuyarak çalışan sensörlerin doğru veri almasını zorlaştırabilir ve nabzın olduğundan daha düşük ya da düzensiz görünmesine neden olabilir. Bu nedenle soğuk havada daha doğru sonuçlar için kalp atışını elektriksel sinyaller üzerinden ölçen göğüs bantları daha güvenilir kabul edilir' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/dikkat-soguk-havalar-kalp-yukunu-arttirabilir</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Feb 2026 12:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/02/dikkat-soguk-havalar-kalp-yukunu-arttirabilir.webp" type="image/jpeg" length="49557"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akıllı telefonlar boyun fıtığı sebebi]]></title>
      <link>https://www.maraspusula.com/akilli-telefonlar-boyun-fitigi-sebebi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.maraspusula.com/akilli-telefonlar-boyun-fitigi-sebebi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Modern yaşamın getirdiği hareketsizlik ve yanlış duruş alışkanlıklarının boyun sağlığını tehdit ettiğini belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, özellikle başını sürekli öne eğerek telefona bakanlar, diş hekimleri ve şoförlerin boyun fıtığına yakalanma riski daha yüksek olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde her 1000 kişiden 1'i hayatının bir döneminde boyun fıtığıyla tanışıyor.</p>

<p>Boyun fıtığının en çok 40-60 yaş arasında görüldüğünü ancak akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber bu sınırın 20'li yaşlara kadar gerilediğinin altını çizen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, 'Her boyun ağrısı fıtık değildir. Çoğu zaman kas zorlanması veya duruş bozukluğu kaynaklıdır. Ancak ağrı omuz, kol ve parmak uçlarına yayılıyorsa, eşlik eden bir uyuşma veya güç kaybı varsa bu durum ciddi bir sinir basısına işaret edebilir. Özellikle ellerde ince beceri gerektiren hareketlerde zorlanma ve refleks kaybı görülmesi durumunda vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulmalı' dedi.</p>

<p>Hastaların en büyük korkusunun 'boyun bölgesinden ameliyat olmak' olduğunu belirten Prof. Dr. Selçuk Göçmen, cerrahiden kaçmanın bazen daha ağır bedelleri olabileceğini hatırlatarak, yeni nesil cerrahi yöntemlerin de hastaya ayrıca konfor sağladığını ifade etti. 'Mikrocerrahi veya kapalı yöntemlerle yaptığımız ameliyatlarda doku hasarı yok denecek kadar azdır' diyen Prof. Dr. Göçmen, 'Hastalarımız genellikle ameliyat olduğu gün ayağa kalkar, ertesi gün taburcu olur ve çok kısa sürede sosyal yaşamlarına dönerler. Artık haftalarca boyunluk takma veya yatağa bağımlı kalma devri kapandı' dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Göçmen, boyun sağlığını korumak için 10 altın kuralı ve önerilerini şöyle açıkladı:</p>

<p><strong>TELEFONU GÖZ HİZASINA KALDIRIN</strong><br />
Başınızı telefona eğmek yerine, telefonu göz hizanıza getirin.</p>

<p><strong>BİLGİSAYAR KURULUMUNA DİKKAT EDİN</strong><br />
Ekranın üst kenarının göz hizanızda, kollarınızın ise masaya paralel olmasına özen gösterin.</p>

<p><strong>SAAT BAŞI BİR MOLA VERİN</strong><br />
Saat başı ayağa kalkın ve boyun egzersizleri yapın.</p>

<p><strong>YASTIK SEÇİMİNİ DOĞRU YAPIN</strong><br />
Boyun boşluğunu destekleyen, çok yüksek veya çok alçak olmayan ortopedik yastıklar tercih etmeye özen gösterin.</p>

<p><strong>KLİMA VE RÜZGÂRDAN KORUNUN</strong><br />
Boyun kasları soğuğa karşı hassastır; doğrudan klima ve rüzgâr akımına maruz kalmayın.</p>

<p><strong>AĞIR ÇANTALARI TEK OMUZDA TAŞIMAYIN</strong><br />
Yükü her iki omuza eşit dağıtan sırt çantalarını tercih edin.</p>

<p><strong>ANİ HAREKETLERDEN KAÇININ</strong><br />
Boynunuzu aniden sağa sola kütletmekten vazgeçin; bu, eklemlere ve disklere zarar verir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>EGZERSİZ YAPIN</strong><br />
Boyun ve sırt kaslarını güçlendiren egzersizler fıtığa karşı en güçlü kalkanınızdır.</p>

<p><strong>YÜZÜSTÜ YATMAYIN</strong><br />
En ideal yatış pozisyonu yan veya sırt üstü yatıştır; yüzüstü yatmak boyun omurgasını zorlar.</p>

<p><strong>STRESİ YÖNETİN</strong><br />
Stres, boyun kaslarının gerilmesine ve ağrıların kronikleşmesine neden olur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>RSS</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sağlık</category>
      <guid>https://www.maraspusula.com/akilli-telefonlar-boyun-fitigi-sebebi</guid>
      <pubDate>Wed, 25 Feb 2026 10:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://maraspusulacom.teimg.com/crop/1280x720/maraspusula-com/uploads/2026/02/akilli-telefonlar-boyun-fitigi-sebebi.webp" type="image/jpeg" length="56827"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
