İnsan dünyaya gelirken adını seçemez.
Doğacağı şehri seçemez.
Ailesini seçemez.
Ama öyle miraslar vardır ki insan hayatı boyunca onların yükünü de şerefini de omuzlarında taşır.
İşte soyadları da böyledir…
Bugün birçok kişi soyadını yalnızca nüfus cüzdanında yazan birkaç harf olarak görüyor. Oysa bazı soyadları vardır ki bir ailenin geçmişini, karakterini ve yaşanmışlıklarını içinde taşır.
Benim taşıdığım soyadı da bunlardan biridir.
ELİAÇIK…
Bu soyadını her yazdığımda, her imza attığımda, her tanıştığım insana söylerken aslında yalnızca kendimi değil; benden önce yaşamış nesilleri de temsil ettiğimi hissederim.
Kahramanmaraş’ta bizi tanıyanlar ailemizi yıllardır “Haznedaroğulları” olarak bilir.
Şehrimizin eski insanlarıyla sohbet ettiğinizde bu ismi mutlaka duyarsınız.
Kimi bir hayır işinden bahseder.
Kimi bir vakıf hizmetinden…
Kimi de ihtiyaç sahiplerine uzanan bir elden…
Aile büyüklerimizin anlattığına göre dedelerimiz, Osmanlı döneminde Maraş’ın tanınan aileleri arasındaydı. Ancak onları farklı kılan sahip oldukları servet değil, o serveti kullanış biçimleriydi.
Çünkü bazı insanlar kazandıklarını biriktirir.
Bazıları ise paylaştıklarıyla büyür.
Dedelerimiz ikinci yolu tercih etmiş.
Kapılarına geleni geri çevirmemiş.
Yolda kalana yol olmuş.
Darda kalana umut olmuş.
Yetimin başını okşamış.
Fakirin duasını almış.
İşte bu yüzden yıllar sonra insanlar onları mallarıyla değil, gönülleriyle hatırlamış.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Soyadı Kanunu çıktığında ailemize hangi soyadının verileceği konuşulurken, halkın dilinde dolaşan ortak bir ifade varmış:
“Bunların eli açıktır.”
“Verdikçe verirler.”
“Kapıları da gönülleri de açıktır.”
Ve anlatılanlara göre bugün taşıdığımız ELİAÇIK soyadı böyle doğmuş.
Belki bu hikâyenin tamamını doğrulayacak arşiv belgeleri yoktur.
Belki bazı ayrıntılar zaman içerisinde dilden dile aktarılırken değişmiştir.
Ama değişmeyen bir gerçek vardır:
Bir ailenin gerçek değeri sahip olduğu servette değil, bıraktığı izdedir.
Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda büyük binaların yıkıldığını görüyoruz.
Servetlerin bir gecede yok olduğunu görüyoruz.
Makamların gelip geçtiğini görüyoruz.
Fakat insanların gönlünde yer eden isimlerin nesiller boyunca yaşadığını da görüyoruz.
Çünkü hayır unutulmaz.
İyilik unutulmaz.
Samimiyet unutulmaz.
Bir gün hepimiz bu dünyadan göçüp gideceğiz.
Arkamızda bıraktığımız evler başkalarının olacak.
Arabalar başkalarının olacak.
Makamlar başkalarının olacak.
Fakat insanlar bizi nasıl hatırlayacak?
Asıl mesele budur.
Ben bugün taşıdığım soyadına baktığımda yalnızca bir aile ismi görmüyorum.
Bir sorumluluk görüyorum.
Bir miras görüyorum.
Bir ahlak görüyorum.
Ve her şeyden önemlisi, insanlara faydalı olmanın servetten daha kıymetli olduğuna inanan bir anlayış görüyorum.
Dedelerimizden bize kalan en büyük miras belki de budur.
Kasalarda saklanan altınlar değil…
İnsanların gönüllerinde saklanan dualar…
Ve inanıyorum ki bir insanın gerçek zenginliği de tam olarak budur.